yalcinsavuranbio.html
GALERI_2.html
yalcinsavuranyazi.html
yalcinsavuraniletisim.html

Lamelif’ in Sandığı 3

Yakınlarda Yıldız Sarayı’nın yapılar topluluğunun içinde Abdülhamit’in özel ikametgah bölümünün harem kısmını görme şansına eriştim. Restorasyonu devam eden bu bölümde, haremin bir odasının oval tavanında bir harita gördüm. Haritalara bakarken soldan sağa doğru kitap okur gibi bakmamız gerekirken, bu haritanın sağdan sola doğru okunması gerektiği dikkatimi çekti. Yanımdaki mimar arkadaşlar, zamanında tavanın tam altına gelen kısımda ya bir havuz ya da bir ayna olabileceğinden ama hangisi olduğunu bilmediklerinden bahsettiler. Böylece zemindeki yansımada haritanın doğru okunabilirliği açıklanıyor. Haritada Anadolu, Kıbrıs, Girit, Mora ve Avrupanın bir kısmını görmekteyiz. Enderun’daki eğitim gibi harem dairesinde de cariyelere eğitim verildiğini tarih yazmakta. Kapalı bir sistemden dünyaya açılma ve anlama çabaları. Aynayı ve suyu bir metafor olarak ele aldığımızda eski dil ile müşahhas’dan mücerret’e yani somuttan soyuta  bir yolculuk yaparız. Oysa bir fotoğrafa bakarken onu gerçeğinin bir yansıması olarak algıladığımızdan somuttan yine somuta dönüşen bir anmış gibi algılamak, zemindeki suya ya da aynaya yansıyan haritanında aynı algı süreciyle işlemiş olduğunu düşünmeme yol açtı. Tüm bu düşünceleri yine Lamelif’in sandığından çıkmış olan bir fotoğrafa bakarak kesintiye uğrattım ve kendimi bu sefer yeni tabirle yabancılaştırma efektine tabi tuttum. Brecht’e ait olan bu tabir de günümüzde anlam kaymasına uğradığından, tabire  yeninin eskisi demek daha doğru sanırım.

Baktığım fotoğraf ne genel plan ne de yakın plan olabilecek nitelikte. İkisinin arasında kalmış, sanki bir tereddüt anını  yansıtan bir görüntü. Önde tam fotoğrafın ortasında görüntüyü ikiye bölmeye aday bir amorf dal parçası, fotoğrafı lekesel olarak ikiye ayırmakta. Sağda bir kamyonun yalnızca arka bölümü yandan görünmekte. Sol tarafta ise zeminden alçakta kalan kısımda bir otomobilin çukura düşüp hafif yan yatmış arkadan görüntüsü beyaza yakın bir leke olarak önce dikkatimi çekerken, sonra hemen yanındaki insanlara yöneliyorum. Beyaz kazaklı, saçlarından kadın olduğunu düşündüğüm arkası dönük birisi ve hemen yanında biraz daha alçakta yüzü bize dönük birisi daha var fotoğrafta. Diğerlerini seçmek mümkün değil. Adeta Antonioni’nin Blow Up filminden alınmış bir kare gibi. Bu arada kamyonun üzerinde yer alan siyaha yakın yığını kamyona yüklenmiş toprak yığını olarak algılamaktayım. Fakat bir büyüteçle baktığımda kamyon kasasının boş olduğunu,  gördüğümü sandığım toprak yığınında arkada yer alan bir tepe olduğunu, hatta kamyonun hemen arkasında da bir kasketli adamın yer aldığını fark ediyorum.  Bu görüntü bende gerçek bir Blow Up etkisi yaratıyor. Fotoğrafı çeken kişi kimse bu etkiyi benim üzerimde yaratma becerisine erişiyor.

Sinema ve fotoğrafta uzak plan algı, orta plan eylem, yakın plan ise duyguya yönelir. Ya da fotoğraf ve sinemanın icadıyla bu görme biçimleri ortaya çıktığında, bu durumlara resim tarihinde olduğundan daha fazla alıştırıldık. Bu fotoğrafta ise orta planla yakın plan arasında kalmış görüntü beni ister istemez eylemle duygu arasındaki arafta tutmakta. Kısa bir süre önce gerçekleşmiş bir eylem, bir kazanın ardından çekilmiş bu fotoğrafta mesafe öyle korunmuş ki, kaza sonrasının mesafeli izleri beni kaçınılmaz olarak duygudan düşünceye doğru iterek zihinsel faaliyetimi harekete geçiriyor. Düşünüyorum; arkası bize dönük kadının bedeni çok hafif öne eğik, önünde ilgilendiği bir bedenmi var,  hemen yanında yüzü bize dönük olmasına rağmen ifadesi tam seçilemiyen öznenin yüzünde şok sonrası bir şaşkınlık mı yüklü?  Kamyonun arkasındaki adam niye fotoğrafı çeken objektifle buluşmuş? Tüm bunlar benim düşünme faaliyetimde pek çok genişleme ve daralmaya neden olmakta. Buna sebep olanda fotoğrafı çeken kişinin konuya olan mesafesi.

Algı, eylem ve duygu noktasında zaman ve mekan imgelerini, çokmerkezliliğin avantajı ile birlikte  bize sunabilen başat sanatın sinema olduğunu teslim etmemiz gerekiyor. Sinema bunu farklı planların, farklı çekim açılarının kurgu masasında bir araya getirilmesiyle bizlerde bir zaman ve mekan etkisi yaratarak başarır. Oysa fotoğraf öncesiz ve sonrasız tekil bir kareden oluştuğundan, sinema gibi çok merkezlilik yerine tek merkezliliği içerdiğinden,  çekenin konuya olan mesafesi, açısı, fotoğrafa bakan beni ister istemez pasif izleyici konumundan aktif yorumlayıcı konumuna taşımakta. Sinema izleyiciyi aktif hale getirmek için farklı bir takım yöntemler kullanırken (Angelopoulos’un zamanı bir akerdeon gibi kullanıp, aynı planın içerisine iki farklı zamanı yerleştirmesi gibi), fotoğraf bunu durağanlığın içindeki imgelerin okunmasına bırakır ki, okumak zaten bilinçle gerçekleştirilen bir eylemdir.

Elimdeki bu fotoğraf 6x9 ebadında siyah beyaz olup sıradan bir  karta basılmış. Bir anı fotoğrafı olmaktan ziyade bir an’ın tesbitine yönelik olduğu kesin. Genellikle Lamelifin sandığında bulduğum fotoğraflar birilerinin albümünden çıkmış ve bir zamanlar değer atfedilmiş fotoğraflar. Bu fotoğrafta belli ki birinin unutulmuş, terk edilmiş, önemsizleşmiş, önemsizleştirilmiş albümünden bu sandığa ulaşmış. Ancak genellikle saklanan fotoğraflar daha sonra anılacak güzel geçmişler için üretilmiş klişeler üzerinden işlediğinden böyle bir fotoğrafın nasıl bir anı’ya eşlik ettiğini düşünmek beni tuhaf duygulara yöneltmekte. Yoksa aslında “unutmak istediğimiz ve belleğimizde yer işgal etmesini istemediğimiz şeylerin fotoğrafını çekeriz” tezi doğru mu acaba? Fotoğrafın arkasını çevirdiğimde kurşun kalemle yazılmış bir not gördüm; “30 Nisan 1967. Saat 11.50 Bartın-Karabük yolu üzerinde, Bartın’a 18 km. kala olan kaza. (Babür.Ben-Okşan-Volkan-Tunç-Jale). Fotoğrafı çekenin Babür olduğunu Ben kelimesinin parantezde ilk yer almasından çıkarıyoruz. Belli ki herhangi bir ölüm gerçekleşmemiş, iyi ki de öyle olmuş. Fotoğrafa tekrar baktığımda,  yerde duran amorf ağaç parçası bende hala tuhaf bir tedirginlik yaratmakta.

Lamelif’te fotoğrafların ederi 50 kuruş!


*** Bu yazı Lamelif Sahaf’ tan alınan sahibi belirsiz bir fotoğraf üzerine yazılmış olup, http://www.kaatolye.com sitesinde yayımlanmıştır.